25 Mayıs 2008 Pazar

Diyabet Nedir

Bu bölümde diyabet ile ilgili temel bilgiler verilmektedir.


  • Diyabetin tanımı
  • Diyabet tipleri
  • Diyabetin nedenleri

Diyabetin tanımı

Şeker hastalığı, tıptaki adı ile Diabetes Mellitus kan şekerinin yükselmesi, idrarda şeker çıkmasıdır. Yükselen kan şekeri yıllar içinde çeşitli belirtilerle kendini gösterir. Yapılan araştırmalar toplumda şeker hastalığının görülme sıklığının % 4-5 civarında olduğunu göstermektedir. Araştırmalara göre, Türkiye'de yaklaşık olarak 1-1,5 milyon kişide diyabet olduğu düşünülmektedir.

Diyabet tipleri

Şeker hastalığının 2 tipi vardır:
Tip I şeker genellikle 30 yaşından önce başlar. Hastalar, normal kiloda veya zayıftır, bu tip diyabette mutlaka insülin kullanılmalıdır. Buna insüline bağımlı diyabet de denir. Çünkü Tip I diyabetlilerde vücutta hiç insülin yapılmamaktadır.
Tip II şeker hastalığına insüline bağımlı olmayan diyabet de denir. Şekerlilerin büyük çoğunluğu bu tiptedir. 40 yaşından sonra başlar. Hastaların çoğunluğu şişmandır. Irsiyetin hastalığın oluşumunda önemli etkisi vardır, yani hastaların yakınlarında diyabete rastlanma sıklığı yüksektir.
İyi planlanmış bir diyet yardımı ile kilo vererek ve egzersizle, kan şekeri yıllarca ilaca gereksinim duyulmadan normalde tutulabilir.
Kan şekeri ölçüm sonuçları birçok faktörle değişebilir; kanın alındığı yer, kullanılan materyalin kan veya plazma oluşu, kullanılan ölçüm yöntemi, şeker sonuçlarını etkileyebilir. Kan şekeri tayini, toplar damar kanında, örneğin önkol damarından alınan kanda yapılabildiği gibi kılcal damardan yani parmak ucundan alınan kanda da yapılabilir. Bugün, en sık kullanılan yöntem toplar damardan alınan kanın plazmasında yapılan ölçümdür. Plazma şekeri tam kan şekerinden yaklaşık % 10 yüksektir, diğer deyişle aynı yerden alınan kanla yapılan ölçümler bile eğer farklı materyal kullanılıyorsa farklı sonuç verebilir .

Diyabetin nedenleri

Tip I diyabetin bilinen nedeni otoimmunitedir. Diğer anlatımla vücudumuzu hastalıklara karşı koruyan savunma sistemi birtakım nedenlerle vücudun normal hücrelerini tanımayıp saldırmakta ve tahrip etmektedir. Savunma sistemindeki bu şaşırma belli genetik özellikleri olanlarda örneğin özel bir doku grubu taşıyanlarda ve akrabalarında Tip I diyabeti olanlarda, daha sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Bahsedilen bu doku grubu HLA (Dr3 ve DQ ) adları ile bilinir ve ülkemizde de HLA doku grubu tayınleri yapılabilmekte ve kesin olmamakla beraber diyabete genetik meyil olup olmadığı araştırılabilmektedir. Genetik zemin üzerine eklenen ateşli bir enfeksiyon sonrası pankreastaki beta hücrelerinin zarar görmesi ve insülin yapılamaması sonucu diyabet ortaya çıkmaktadır. Tip I şeker hastalığında irsiyetin rolü çok belirgin değildir. Genel bir anlatımla Tip I şeker hastalığı oluşumunda irsiyetin rolü %20 dış faktörlerin etkisi % 80 gibi düşünülebilir. Şeker hastalığı ortaya çıkmadan önce pankreasta otoimmün olayların başladığıda anlaşılabilmektedir. İnsülin yapan hücrelere ve insüline karşı antikor denen maddelerin varlığı (bunlara adacık hücre antikoru ve insülin oto antikoru denmektedir) ilerideki yıllarda şeker hastalığının ortaya çıkacağını gösterebilen göstergelerdir. Tip I şeker hastalarının yakın akrabalarında yukarıda bahsedilen testlerin yapılması önerilmektedir. Bu konuda doktorunuz daha ayrıntılı bilgi verecektir.
Tip II diyabette, yani 40 yaşından sonra başlayan diyabetin ortaya çıkışında ise şişmanlık ve irsiyet en başta gelen etkenlerdir. Hastaların çoğunluğunda ailede şekerli hasta vardır. Genetik yatkınlığa ek olarak hastalığın ortaya çıkmasında şişmanlığın yanında, dengesiz beslenme, hareketsiz bir yaşam şekli, sık gebelikler, gebelikte diyabet saptanması, yüksek tansiyon, kolesterol ve trigliserid denen kan yağlarının yüksekliği, ameliyatlar, safra kesesinde taş gibi nedenler önemlidir. Özellikle kortizonlu romatizma ilaçları, doğum kontrol hapları ve idrar söktürücü türü tansiyon ilaçları da bu yönden önem taşır. Genetik meyil yanında bahsedilen bu dış faktörlerin ciddiliğine veya hafifliğine göre şeker hastalığı erken veya daha geç yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Ailesinde Tip II şeker hastası olanlar şekere yakalanma yönünden daha fazla risk taşıdıklarından yılda 2 kez açlık ve tokluk şekeri kontrolü ile kendilerini izlemelidirler.

Tip I diyabet

Diyabet belirtilerinin bilinmesi hastalığın erken devrelerinde tanı ve tedavi olanağı sağlar. Tip I diyabetin yani, çocuklarda ve gençlerde başlayan şekerin başlangıç şikayetleri çok barizdir. Günler içinde veya 1-2 hafta içinde :
  • aşırı susama ve su içme
  • bol bol idrar yapma
  • aşırı iştah ve çok yeme
  • buna rağmen zayıflama
  • halsizlik
görülebilir.Daha ileri günlerde şekerin aşırı yükselmesi ve kanda aseton artışına bağlı olarak:
  • iştah artışı yerine iştahsızlık
  • bulantı
  • karın ağrısı
  • halsizliğin artışı
  • şuur bulanıklığı
  • koma hali
görülebilir.

Tanı

Şikayetler çok belirgindir. Aile, çocuğunun kısa zamanda kilo kaybederken adeta eridiğini bildirir. Kan şekeri tahlili ile teşhis konur. Tip I diyabetlilerin yarısına yakını yüksek şeker koması ile tanınmaktadır. Bu nedenle benzer şikayetleri olan çocuklarda diyabetin başlangıç belirtileri erkenden farkedilmeli ve tanı konulmalıdır. Şikayetlerin ortaya çıktığı dönem aşırı stresli veya bazan kış mevsimine rastgelebilir. Bazan şikayetler ortaya çıkmadan önce ateşli bir hastalık geçirilmiş olabilir.

Tip II diyabet

40 yaşından sonra başlayan Tip II diyabette ise belirtiler her zaman belirgin değildir. Hastalarda susama, çok su içme, ağız kuruması, bol bol idrar yapma, geceleri idrar yapma isteği, aşırı iştah, her vakada görülmeyebilir. Bazı hastalar zaten aşırı iştahlı oldukları için yıllardır çok yemek yediklerini söylerler.
  • halsizlik
  • isteksizlik
  • inatçı kaşıntı
  • yaralar, özellikle cilt yaraları (boyunda, sırtta sivilceler)
  • ağızda kötü bir tad hissi
görülebilir; hanımlarda vaginal kaşıntı çok belirgindir.

Tanı

Hastaların 1/3 ü teşhis edildikleri anda anlamlı bir şikayetleri olmadığını bildirmektedirler. Tip II diyabet ileri yaşlarda daha sıkça görüldüğünden bazı hastalar şikayetlerini önemsememekte çoğu zaman yaşlanma belirtisi olarak görmektedirler.
Bazı hastalar şekerin komplikasyonları ile de belirti verebilir. Örneğin, ayaklarda yanma, uyuşma, keçelenme, iğnelenme hissi, bulanık görme, erkeklerde cinsel gücün azalması veya tamamen kaybolması şeker hastalığının belirtisi olabilir. Şeker hastalığı yönünden riskli olan kişilerde çeşitli hastalığı başlatabilir. Bunlar arasında aşırı duygusal yüklenme diğer anlatımla büyük üzüntü veya sevinç, ameliyat, enfarktüs gibi damarsal olaylar, enfeksiyonlar sayılabilir.

Gizli şeker

Tip II diyabette hastalığın gelişimi yavaş yavaş olduğundan, belirtiler başladığında hastalık genellikle en az 5 yıllıktır. Bu nedenle şekere yakalanma riski olanlar düzenli olarak kendilerini izlerlerse erken dönemde teşhis konabilir. Bazı hastalar ise hiç bir belirti göstermemekte tesadüfen yapılan kan şeker tahlili ile tanınmaktadır. Buna şikayetsiz şeker denir. Halk arasında gizli şeker adı ile bilinen durum bundan farklıdır. Gizli şeker tıpta şekere karşı tahammül azalması (bozulmuş glikoz toleransı) adı ile bilinir. Şeker hastalığı değildir. Kan şekeri açlıkta 140'ı geçmemiştir. Bu hastalar iyi tedavi edilmediğinde kan şekeri yükselir ve gerçek şeker hastalığı başlayabilir.

Tedavi Prensipleri


Diyabet tedavisinde her diyabetli için geçerli olan prensipler

  • Diyet
  • Egzersiz - Fiziksel aktivite
  • Kan şekerini düşüren ilaçlar (Haplar ve insülin olarak 2 grupta toplanır.)
  • Eğitim
  • Diyabetlinin kendini izlemesi

Kan şekeri vücudumuzda nasıl kontrol altında tutulur?

Şeker hastası olmayanlarda kan şekeri açlıkta 60 ile 110 mg/dl arasında değişir, toklukta en fazla 140 mg/dl’ye çıkar. Kan şekerinin yükselmesini önleyen madde insülin'dir, şekerin aşırı düşmesini önleyen sistemin esas maddesi ise glukagon'dur. Bu iki sistem son derece uyumlu çalışarak kan şekerini normal sınırlarda tutulmasını sağlarlar. Kısacası kan şekeri açlıkta ve toklukta 60 ile 140 mg/dl arasında değişir. Örneğin en ağır yemeklerden sonra bile 140-150 mg/dl’yi geçmez. Uzun süre, örneğin 72 saat aç kalınsa bile şeker hastası olmayan birisinde kan şekeri 45 mg/dl’nin altına düşmez.
Şekerin yükselmesini önleyen insülin bir hormondur. Midenin arkasında pankreas adlı organımızda Beta hücrelerinde yapılır ve doğrudan kana verilir. Kan şekeri yükselince (örneğin yemekten sonra) pankreastaki insülin yapan hücreler uyarılır ve kana insülin verilir. İnsülin kan şekerinin hücrelerimize girmesini sağlar. Böylece kan şekeri normalde tutulur, yükselmez. Hücrelere giren şeker burada yakılır ve enerji olarak kullanılır, yürümek, çalışmak, düşünmek gibi her iş için enerji gereklidir.

Diyabetlide şeker dengesi nasıl bozulmuştur?

Tip I şeker hastalığında pankreastan insülin yapımı ya çok azalmış veya durmuştur. Bu durumda kanda insülin yoktur. Kan şekerini düşürmek için dışardan insülin vermek zorunludur. Tip II diyabette ise pankreasta ileri dönemlere kadar normale yakın insülin yapımı vardır hatta bazan normalden fazla bile insülin yapımı vardır, ancak insülin iyi etki edememektedir. Şişmanlık ve yanlış beslenme, insülinin istenen etkiyi yapmasını önler. Buna insülin direnci denir. Vücuttaki insülin kan şekerini düşürememektedir. Diyet ve egzersizle kilo verildiğinde vücudun yaptığı insülinin etkisi artar ve kan şekeri normale iner. Ağızdan kullanılan haplar insülinin etkisini arttırır.

Diyabet neden tedavi edilir?

  • Kan şekerini normale yakın sınırlara indirmek için tedavi edilir.
  • Yüksek kan şekeri uzun dönemde yıllar içinde kontrol altında tutulmadığında küçük damar sistemine zarar verebilir. Özellikle gözdibinde, böbreklerde, çevresel sinirlerde bu daha belirgindir. Bu zarardan korunmak için kan şekeri kontrol altında tutulmalıdır.
  • Yüksek kan şekerinin neden olduğu aşırı susama sık ve bol idrar etme rahatsız edici şikayetlerini azaltmak veya yoketmek için tedavi edilir.
  • Daha kaliteli bir yaşam sağlamak için yüksek ve düşük şekerin zararlarından korunmak için tedavi edilir.

Diyabet tedavisinin ana unsurları nelerdir?

Diyabet tedavisi diğer hastalıkların tedavisinden farklıdır. Sadece doktorun reçetesindeki ilaçları kullanmakla ve diyet listesi almakla tedavide başarı sağlanamamaktadır. Diyabet tedavisinde, önce tedavi ve takibe ilişkin gerekli bilgilerin edinilmesi gerekir buna diyabetlinin eğitimi denir. Edinilen bilgilerin günlük yaşama uygulanması diğer deyişle davranışların iyi yönde değiştirilmesi ve sürekliliği önemlidir.

Tedavide diyabetlinin rolü nedir?

Tedavide en önemli rol sizlerindir. Doktorunuz sizi yönlendirecektir ama siz kendiniz beslenme şeklinizden başlayarak yaşamınızdaki değişiklikleri yapacak ve diyabetle yaşayacaksınız. Tedavide 1. rolün hastaya verilmesi ve hastanın bunu başarabilmesi eğitimle mümkün olmaktadır. Diyabetle birlikte sağlıklı olarak yaşamak mümkündür. Böylece diyabetli yıllarca diyabetle birlikte normal insanlar gibi yaşamaktadır. Diyabet yaşamı kısıtlayıcı bir hastalık değildir. Diyabetli çocuk okuluna rahatlıkla gidebilir günlük aktivitesini yapabilir. Diyabetli çocuklar arkadaşlarına oranla daha başarılı olmaktadırlar. Diyabetliler spor yapabilir. Diyabetliler arasında maratoncular bile vardır. Diyabetliler evlenebilirler, sağlıklı çocuk sahibi olabilirler. Siz de hastalığınızla ilgili bilgileri öğrenerek daha sağlıklı olarak yaşamınızı sürdürebileceksiniz.

Tedavide motivasyonun rolü nedir?

Tedavide önemli olan bir diğer nokta motivasyondur. Diyabetli tedavisine dikkat ettiği sürece güven altındadır. Tedavinin her zaman aynı dikkat ve itina ile yürütülmesi diyabetlinin bilgisine yani eğitimine, ailesinin, arkadaşlarının, kendisine olan yardımına ve kişinin kendisinin hastalığına verdiği öneme bağlıdır. Diyabetlinin tedavisine uyumunu en çok kendi iç isteği etkiler. Kişinin teşviki ile olur. Buna kişinin tedaviye uyumu için motive edilmesi denir. İyi eğitilmiş, çevresince desteklenen, diyabetini kabullenmiş hastalarda tedavinin başarı ile yürütülmesi daha kolaydır. Hastalığın başlangıcında iyi planlanmış ve gerçekleştirilmiş bir eğitim, hastanın doğru yolu bulmasına yardım eder. İlk dönemlerde aklınızdaki soruları doğru olarak yanıtladıkça ve gün-gün hastalığın seyrini gördükçe tedavinizin iyi yolda olduğunu düşünebilirsiniz. Diyabetin tedavisinin özellikleri her bölümde ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

Şeker düşürücü haplar

Ağızdan kullanılan ilaçlar; oral anti diyabetikler, diyabet hapları gibi adlarla da bilinirler. Bunlar Tip II diyabette kullanılmaktadır. Bu ilaçlar insülin değildir, perhiz yapılmadığı sürece beklenen etkiyi göstermezler. İstenen etkiyi elde edebilmek için bu haplar düzenli olarak kullanılmalıdırlar. Bu ilaçlar veya alınan miktarlar doktora haber verilmeden değiştirilmemelidir.

İnsülinin keşfi

1921 yılında insülinin keşfi ile diyabet tedavisinde yeni bir çığır açıldı. Diyabetlilerin gerçek anlamda bir tedavi şansına sahip olmaları yanında, insülini keşfedenler de Nobel ödülü kazandılar. Aradan geçen 70 yıllık dönemde insülin tedavisinde ve tekniğinde büyük ilerlemeler oldu. Bugün artık insan insülininin aynısı olan insülinler kullanılmaktadır.

İnsülin nedir, nasıl kullanılır?

İnsülin diyabetlinin vücudunda yapılamayan eksik olan bir maddedir. İnsülin kan şekerinin hücrelere girmesini sağlar ve şeker hücrede yakılır enerji elde edilir. İnsülin tedavisi vücutta eksik olanı dışardan yerine koyma tedavisidir. İnsülin bağımlılık yapan madde değildir. Doktorunuz sizin için insülin tedavisini uygun görüyorsa gecikmeden başlamalısınız.İnsülin hap şeklinde ağızdan verilemez. Enjektörle deri altına verilir.

Kimler insülin kullanmalıdır?

Tip I diyabetliler ve vücutta insülin yapımının olduğu ama insülinin etkili olamadığı Tip II diyabetliler insülin kullanmalıdır. Tip II diyabetlilerde öncelikle (kilo kaybına yönelik) beslenme planı egzersiz ve gerekirse haplarla kan şekeri düzenlenir. Daha sonraki dönemlerde, haplarla kan şekeri kontrol altına alınamazsa insülin verilir.

İnsülin Tipleri

Kullandığınız insülinler domuz, sığır veya insan kaynaklı olabilir. İnsan insülinleri son yıllarda daha sıklıkla kullanılmaktadır.Tip I diyabette ve gebelikte şeker hastalığı olanlarda mutlaka insan insülini kullanılmalıdır. İnsülinler etki sürelerine göre 2’ye ayrılır:
  • Kısa etkili insülin: Kristalize insülin , regüler insülin adları ile de bilinir. Berrak görünümlüdür. Cilt altına verildikten 30 dakika kadar sonra etkisi başlar ve en iyi etkisi 2-4 saat sonra görünür. Etkisi çabuk başladığından bu insülini yaptıktan sonra 30 dakika içinde yemeğe başlanmalıdır. Aksi halde kan şekeri hızla düşebilir. Bu durum çok önemlidir.
  • Orta etkili insülin: NPH insülin adı ile de bilinir bulanık görünümdedir. Alındıktan 1-2 saat sonra etkisi başlar. En etkin olduğu zaman 6-8 saat sonradır. Etkisi 24 saate kadar sürer. Kısa ve orta etkili insülinin belli oranda karıştırıldığı hazır karışım insülinler de vardır.
İnsülin miktarı ünite ile ölçülür.Ülkemizdeki insülin şişelerinin her mililitresinde 100 ünite insülin vardır.

İnsülin satın alırken nelere dikkat edilmelidir?

İnsülin alırken, kutusu ve etiketi kontrol edilmelidir. Doktorunuzun size verdiği insülinin aynı olduğundan emin olun. Ayrıca, son kullanım tarihini mutlaka kontrol edin. Son kullanım tarihi geçmiş insülinleri satın almayın.
İnsülin şişelerinin alt kısmında birikintiler, insülin parçacıkları varsa veya insülin şişenin alt kısmında birikiyorsa bu şişeleri almayın. İnsülini buzdolabının kapağında saklayın, buzlukta tutmayın, güneş ışığında bırakmayın. İnsülin şişenizi kullanmadan önce hafifçe sallayın. Yolculuğa çıkarken insülin şişenizi aşırı sıcak ve soğukta bırakmayın. Tercihan soğuk bir ortamda (termosta) taşıyabilirsiniz.

İnsülin enjeksiyonundaki önemli noktalar

İnsülini her zaman aynı saatte ve doktorunuzun istediği miktarda kullanın. Fazla insülin kan şekerinizi düşürebilir. Yetersiz insülin ise kan şekerinizin yükselmesine neden olur. İnsülininizi hergün kullanın, her enjeksiyonu vücudunuzun ayrı bir yerine yapın.
İnsülin yaptıktan sonra mutlaka yemeğinizi vaktinde yiyin. Aşırı yürüyüş, spor, ev işi yapacağınız günlerde doktorunuzla görüşüp ya insülininizi o öğüne mahsus azaltın veya ek yiyecek alın ve mutlaka insülin kullanan bir diyabetli olduğunuzu gösteren kimlik kartını yanınızda bulundurun. İnsülin enjeksiyonu için doktorunuz size yeterli bilgiyi verecektir.

Düşük kan şekeri (Hipoglisemi)

Düşük şeker diğer adı ile hipoglisemi, kan şekerinin 50 miligramın altına inmesidir. Normalde kan şekeri açlıkta 60 miligramın altına inmez. 3-4 gün yemek yenmese bile vücudunuz şekerin daha da aşağı düşmesini önler. Beynimizin tek enerji kaynağı şeker olduğu için kan şekerinin düşük düzeyde uzun süre kalması hayatla bağdaşmaz.

Kan şekerinin düşmesi önemli midir?

Evet. Beyin kalp gibi yaşamsal önemi olan organlarımızın tek enerji kaynağı şekerdir. Kan şekerinin düşmesi bu organların çalışmasını hemen etkiler. Ayrıca kan şekeri düşüklüğü, meydana getirdiği yakınmalarla, diyabetli hastaları gerçekten rahatsız eder.

Hangi diyabetlilerde kan şekeri düşer?

Sadece diyetle tedavi olanlarda kan şekeri düşmez. Kan şekeri düşüklüğünün en sık rastlanan nedeni, şeker düşürücü ilaçların yanlış, hatalı, kontrolsüz kullanımı veya bu ilaçlarla yemek öğünleri ve bedensel faaliyetler arasındaki dengenin sağlanamamasıdır. Örneklerle görelim.
Şeker düşürücü hapların veya insülinin yanlışlıkla veya doktorunuzun önerisi dışında fazla miktarda kullanılması kan şekerini düşürebilir. İnsülini şırıngaya dikkatle çekmemek, iyi görememe sonucu fazla insülin yapmak kan şekerini düşürebilir. Bazen ilaçlar normal alınmasına rağmen, yemek öğünleri atlanırsa veya unutulup yemekler vaktinde yenmezse alınan ilaçların etkisi ile kan şekeri düşebilir. Ara öğünlerin ihmal edilmesi hipoglisemiye adeta zemin hazırlar. Unutulan ara öğün sonrası hipoglisemi belirtileri ortaya çıkar.
Bazen haplar ve yemek öğünleri ile bir sorun olmamasına karşın normalden fazla hareket yapmak da şekeri düşürür. Örneğin yürümek, alışveriş yapmak, yük taşımak, uzun yolda otomobil kullanmak, normal dışı ev işleri, ev temizliği kan şekerinizi düşürebilir. Böyle durumlarda önceden ilacınızı azaltmalı veya ek yiyecek yemelisiniz.
Bazı ilaçlar, şeker düşürücü ilaçlarınızın etkisini arttırarak kan şekerini düşürebilir. Bu nedenle şeker düşürücü ilaçlarınızdan başka ilaç kullanmanız gerekiyorsa mutlaka doktorunuza sorun ve diyabetli olduğunuzu bildirin. Bu ilaçlar arasında aspirin ve bazı antibiotikler önemlidir. Alkol alınması ile de kan şekeri düşebilir, akşam alkol alımı ile gece yarısı ve sabaha doğru kan şekeri düşebilir.

Hipoglisemi belirtileri nelerdir?

Hipogliseminin belirtileri, şekerin düşme hızına, kan şekerinin düzeyine bağlıdır. Örneğin insülin gibi kan şekerini çok çabuk etkileyen ilaçlara bağlı hipoglisemi belirtileri çok belirgindir. Bunlar arasında;
  • ani gelen soğuk terlemeler
  • ellerde titreme
  • dalgınlık
  • bulantı
  • açlık
  • fenalık
  • iç titremesi en sık görülenlerdendir.
Etraftakiler hastanın solduğunu ve terlediğini görürler. Bu belirtiler çok kısa sürede saniyeler dakikalar içinde ortaya çıkar. Durum daha da ilerlerse nefes darlığı, şuur kaybı ve koma gelişebilir. Ağızdan kullanılan haplara bağlı şeker düşmeleri daha yavaş gelişir. Hafif durumlarda, açlık hissi, başağrısı, sersemlik hissi, dikkati toplayamama gibi belirtiler yanında kişilik değişiklikleri ortaya çıkar. Çabuk sinirlenme, anlamsız konuşmalar, şaşkınlık hissi, konuşurken kontrolü kaybetme görülebilir. Bazen da hiçbir belirti görülmeyebilir.
Düşük şeker mutlaka erkenden tanınmalıdır.

Hipoglisemi nasıl tedavi edilir?

Şuuru açık olan hastada belirtiler görüldüğünde mutlaka ağızdan şekerli yiyecekler alınmalıdır.
Belirtiler hafifse 1 elma, kuru üzüm, reçel, 4-5 kesme şeker, şekerli içecekler, koka kola, meyve suyu, şekerli büsküvi rahatlıkla alınabilir. O anda kan şekerine bakılması yerinde olur. Hastanın şuuru kapalı ise, ağızdan yiyecek verilmez.
Mümkünse Glukagon ampül deri içine yani iğne deriye dik olarak batırılarak yapılır, glukagon insüline zıt etkisi ile kan şekerini yükseltir. Glukagon ampül, enjekte edildikten sonra 10-15 dakika içinde etkili olmaktadır.Glukagon ampül bulunamıyorsa, hasta acilen en yakın acil birime götürülmeli ve damardan yoğun glikozlu serum verilmelidir.
Glukagon'un kullanılışı: Glukagon'un enjekte edilmesi:

Hipoglisemiden nasıl korunmalıdır?

Hipoglisemi tedavi edilmesi yanında, olaya neden olan faktörler bertaraf edilmeli ve hastanın bu duruma gelmesi önlenmelidir. Hipoglisemiden dolayı bazen ilaçlar ve doktor suçlanarak hasta tedaviyi bırakabilmektedir.
  • Lütfen doktorunuza haber vermeden ilaçlarınızın miktarını arttırmayın. Özellikle diyetinizi değiştirecekseniz, ilacı artırmak yerine yiyeceklerinizi kontrollü yiyin.
  • Şeker düşürücü ilaçlarınızı hep aynı saatte almaya çalışın. İlaçtan sonra yemeklerinizi düzenli yiyin, ara öğünlerinizi ihmal etmeyin.
  • İlaçlarınızın, yiyeceklerinizin kan şekerinizi nasıl etkilediğini görebilmek için evde düzenli olarak kan -şekerinizi ölçün.
Doktorunuz hangi yöntemle şekerinizi izlemeniz gerektiği konusunda size yardımcı olacaktır. Böylece doktorunuz tedavinizi daha iyi düzenleyebilecektir. Alışveriş, spor, yürüyüş, otomobil kullanma gibi olağandışı bedensel faaliyette bulunacaksanız önceden şekerinizi ölçün, mutlaka yanınızda ek yiyecek bulundurun. Spor öncesi ve sonrası şekerinizi idare etme konusunda doktorunuz size yardımcı olacaktır.
  • Ek ilaç kullanmanız gerekiyorsa mutlaka doktorunuza sorun.
  • Yanınızda, cüzdanınızda, çantanızda, cebinizde diyabetli olduğunuzu bildirir bir kimlik bulundurun. Böylece gerektiğinde, size vakit geçirmeden yardım edilebilecektir.


Mikrovasküler ve Makrovasküler bozukluklar

Diyabet, iyi takip ve tedavi edilmediğinde yıllar içinde çeşitli organların ve sistemlerin çalışmasını etkileyebilmektedir. Bunlar arasında kılcal damar sistemi (buna mikrovasküler bozukluklar da denir) ve büyük damar sistemi(yani makrovasküler bozukluklar) önemlidir.
Mikrovasküler bozukluğun en sık ve belirgin olarak görüldüğü yerler;
  • Gözün damar tabakası retina'nın bozuklukları - Retinopati
  • Böbreklerdeki kılcal damar bozukluğuna bağlı bozukluklar - Diyabetik Nefropati
  • Çevresel sinirlerde görülen bozukluklar - Nöropati
Makrovasküler Bozukluklar; (Hızlanmış damar sertliği olarak tanımlanır)
  • Kalbi besleyen damarlarda, koroner damarlardaki olaylar
  • Beyin damarlarında tıkanma ve kanamaya bağlı olaylar
  • Bacak ve ayak damarlarındaki daraltıcı ve tıkayıcı olaylar.

Diyabetlinin periyodik kontrolleri

Diyabete bağlı kronik olaylar, yıllar içinde çok yavaş olarak ilerlemekte, erken dönemlerde hiçbir belirtiye neden olmadığı için hastalarca önemsenmemektedir. Belirtiler ortaya çıktığında ise çoğu zaman tedavi yönünden yapılabilecek girişimler sınırlı olmaktadır. Bu nedenle tüm diyabetliler teşhisten itibaren yakınmaları olmasa da bu yönden muayene ve tetkikleri yapılmalı, bu tetkikler yılda 1 kez tekrarlanmalıdır.

Kronik komplikasyonlar

Kronik komplikasyonların ortaya çıkışı ile kan şekeri kontrolünün yakın ilişkisi vardır. 10 yıl süren ve 1000’den fazla insülin kullanan diyabetlinin izlendiği bir çalışmada, kan şekeri daha iyi kontrol edilen diyabetlilerde, diyabete bağlı göz, böbrek ve sinir bozuklukları çok geç ortaya çıkmış, daha yavaş ilerlemiş ve daha hafif seyretmiştir. Bu çalışmanın sonuçları tedavide bir çığır açmış, tedavinin hedeflerini saptama, hastayı izleme konusunda yeni hedefler oluşturmuştur.Kan şekeri kontrolü yanında, yüksek tansiyon, kan yağları, lipid kolesterol, trigliserid değerleri ve diyet şekli de önem taşır.

Göz bozuklukları

Diyabete bağlı göz bozuklukları, öncelikle çocuklarda ve gençlerde insülin kullanan diyabetlilerde ortaya çıkar. İlk 5 yılda genellikle bir bozukluk olmamaktadır. Önce, damarların duvarı zayıflar kesecik tarzında oluşumlar ortaya çıkar. Bunlara mikroanevrizma denir.. Daha sonra bu zayıf bölgelerden serum ve kan sızar, bozulan damarın beslendiği bölgede kansızlık sonucu yeni bulgular ve yeni damarlar ortaya çıkar. İleri dönemlere kadar görme pek bozulmaz. Görme bozukluğu ortaya çıktığında ise tedavi yüz güldürücü olmamaktadır.
Muayenede oftalmoskop adlı cihaz kullanılır. Gözdibi muayenesi göz doktoru tarafından damla ile göz bebeği genişletildikten sonra yapılır. Bu muayene ağrılı değildir. Diyabetliler hiçbir yakınması olmasa da yılda 1 kez gözbebeği genişletilerek muayene edilmelidir. Göz bebeği genişletilmeden gözdibi muayenesi yeterli bilgi vermez.İlk yapılan gözdibi muayenesinde hastalık saptanırsa gözdibi damarlarının ilaçlı filmi çekilir. Buna Fundus Fluoresan Anjiografisi denir. Bu tetkik de ağrılı değildir. Kolayca yapılabilmektedir.Anjiografide gözdibi damarlarında kanama, serum sızması, yeni damar oluşumu gibi bulgular saptanırsa Lazer tedavisi yapılır. Lazer tedavisi ile gözdibi bozuklukları tamamen iyileştirilmez, yeni bozuklukların ortaya çıkması veya ilerlemesi önlenir. Lazer tedavisinin yapılma vakti geçtiğinde iyi etkisi sınırlı olmaktadır. Daha ileri evrelerde, gözün camsı cisminde kanama olursa, vitrektomi ameliyatı ve doğrudan göz içine lazer yapılır.

Nöropati

Diyabete bağlı sinir dokusu bozulması kontrol edilmeyen diyabet yıllar içinde sinir sistemini etkileyebilir. Buna diyabete bağlı Nöropati denir.
Nöropati, ellerde, ayaklarda, mide barsak sisteminde, idrar, dışkılama ve cinsel fonksiyonlarda, tansiyon ve kalp çalışmasında terlemede değişiklik oluşturabilir. Bunlardan en önemlisi ayak sinirlerinde olanıdır. Ayağın dokunma, ağrı, hareket, ısı düzenleme işlevleri bozulabilir. Ağrıyı hissetmede azalma, üşüme veya yanma, uyuşma, karıncalanma, iğnelenme ve ayak ağrısı ortaya çıkabilir. Ağrı ve dokunma hissinin azalması ayak yaralanmalarındaki ağrıyı azalttığı için yaralarda infeksiyon ortaya çıkmakta ve tedavisi güçleşmektedir.
Nöropati, saptananlar ayak bakımını çok daha dikkatli yapmalıdırlar. Ağrı, yanma ve uyuşma yakınmaları bazan insülin tedavisi ve çok iyi kan şekeri kontrolü ile kaybolabilmektedir. Bazı ilaçlar nöropati tedavisinde araştırılmakta ve umut verici sonuçlar elde edilmektedir. Doktorunuz bu konuda size yardımcı olacaktır.

Damar sertliği

40 yaşından sonra ortaya çıkan diyabette büyük damar bozuklukları daha sıkça görülmektedir. Büyük damar hastalığının buradaki adı Ateroskleroz'dur. Yani damar sertliğidir.
Damar sertliğinin risk faktörleri, yani oluşumunu arttıran faktörler;
  • Yüksek Tansiyon
  • Kanda kolesterol ve trigliserit artışı
  • Şişmanlık
  • Diyabet
  • Hareketsiz yaşam
  • Stresli psikolojik yapı
  • Ailede damar sertliğinin fazla oluşu
  • Sigara diyabetlilerde diğer risk faktörleri de sıklıkla göründüğünden damar sertliği daha kısa süre içinde ortaya çıkmakta daha ağır seyretmektedır.
Bu hastalık, kalbin damarlarını etkileyerek yürürken, merdiven çıkarken, nefes darlığı, gögüs ağrısına neden olmakta bazan damarların tıkanması enfarktüs olarak kendini gösterebilmektedir. Bazen enfarktüs diyabetlide ağrı olmadan veya terleme, fenalık, bulantı gibi hafif belirtilerle de kendini gösterebilmektedir.
Beyin damarlarında daralma ve tıkanmalara bağlı olarak ani baş dönmeleri vücudun bir yarısında felç ve yarı felçler , ayak damarlarındaki daralmaya bağlı olarak yürürken baldır ve uylukta ağrı, ayaklarda kılların dökülmesi, tırnakların geç uzaması, yaraların geç iyileşmesi şeklinde belirtiler olabilir. Bu organların etkilenmesi sadece kan şekerine bağlı değildir. Bu nedenle diyabetlilerde kalp hastalıklarının yukarda sayılan diğer risk faktörlerinin varlığı da önemlidir. Çünkü bu faktörler iyi yönde değiştirilebilmekte tedaviyle düzeltilebilmektedir. Düzeltilebilen bu nedenlerin araştırılması ve erkenden tanı konması çok önemlidir.

Böbrek bozuklukları

Böbreklerimiz, idrarı oluşturan zararlı maddelerin vücuttan atıldığı organdır. Yıllar içinde böbreklerin küçük damarlarındaki etkilenmeye bağlı olarak ilk önce normal idrar tahlili ile tanınmayan küçük miktarda protein çıkışı ile başlar buna mikroalbuminüri denir. Özel laboratuvar araştırmaları ile tanınır. Bu erken devrede hastada böbrek bozukluğuna ait hiçbir belirti yoktur. Bu devredeki bozukluk tanınır ve etkin olarak tedavi edilerse böbreklerdeki harabiyet durdurulabilir ve iyileştirilebilir.Bu dönemde, diyette proteinin ve tuzun kısıtlanması, çok iyi kan şekeri kontrolü, yüksek tansiyonun tedavisi ve idrar yollarında iltihap varsa tedavi edilmesi önemlidir.
Böbreklerdeki bozukluk ilerlediğinde kanda üre yükselir, tansiyon yükselir. Vücutta, ayaklarda şişmeler başlar, idrar miktarı zamanla azalır. Son dönemde, hasta, suni böbrek cihazı denen dializ ile yaşamını sürdürür. Dializ hem pahalı hemde kullanıcının yaşamını bir ölçüde de kısıtlayan bir sistemdir. Son yıllarda, şekerlilere de böbrek nakli yapılabilmektedir.Böbrek bozukluğundan korunmada iyi kan şekeri ayarı ve düzenli kontrol muayeneleri önemlidir.



Hiç yorum yok: